July 5, 2008 at 11:30 am
· Filed under Uncategorized
Ev’in camları değişti, aradakii duvarları yıkılarak maksimum manzara sağlandı. Neyseki ben tüm bunlar olurken yoktum; temiz ve yeni pencereleri olan bir eve geldim. Ayıptır söylemesi evimiz deniz manzaralı ama bunun farkına varamamışız demekki ki evin yeni halini görünce “Aa bizim evden deniz görünüyormuş” lafı dillerimize dolandı. Şimdilik odamda konaklayamıyorum. Suit gibi odamda babannem kalıyor.
Odam, odamı hiç bu kadar sevmemiştim. Odamdan çatıya çıkıp orada oturmayı, oradan manzarayı izlerken, rüzgarın saçlarımı okşamasını çok severdim. Şimdi o beni korkutan hüzünlü iki pencerem gitmiş. Kocaman beyaz yatak örtülü, beyaz mobilyalı bir odam var; masmavi manzaralı. Çatıya bile çıkmadan oradan, bir kadeh şarap içip uzaklara bakabilirim. Kuzeye bakıp, dilekler dileyebilirim. Hem de bu sefer yere şarap dökmeden
Ama bu sefer o kadar duramıyorum. Bir dakika duramıyorum, uyumak istiyorum. Uykum olmadığı halde. Rüyalarda dolaşmak istiyorum. Piyanom beni sakinleştiremiyor, kendimi kaybedemiyorum. Yemeklerden tat alamıyorum, yiyemiyorum. Yüzmekten zevk almıyorum, suyun yumuşaklığının tadını çıkaramıyorum. güneşten kaçıyorum. Balkonda 5 dk dan fazla kalamıyorum. Kendimi içeri atıyorum, akşamsa biraz bekleyip yatağa atıyorum. Yazın tadı çıkmıyor yapayalnız. Sanırım annemin ilaçlarından birini deneyeceğim.
Alikaan annesinin deyimiyle Aliş bildiğiniz yarma olmuş nerde o 2 sene önceki zayıf uzun boylu incecik çocuk. Peh şimdiki halina bakın hele iriyarı, hem enine hem boyuna. Bok gibi olmuş. Engin desen zaten cüce kaldı, babasının birebir kopyası olmuş. Ötekileri henüz göremedim. Nida’ yı görmüştüm. Aynı kız, aynı iğrenç ten kokusu. 1 metre uzağımdayken bile teninin kokusunu duyabiliyorum, berbat. Sevgilisi olmak istemezdim, olanlara acıyorum misal ex-aliş. böyk. Ten kokusuna çok önem veriyorum.
Babam kardeşime kitap yazdıracakmış
adı beni öldürüyor. Öss dönemi ve yarışlarla ilgili ismini de babamın bir espirisinden alıyor. ” sen de çalış Össde 1. ol sen de 15 günlüğüne Hülya Avşar ol elvan ” tarzında bir konuşmadan geliyor. Cavaçlara bahşedilmiş muhteşem espri anlayışı işte…
Siz bilemezsiniz ama lisedekiler Eylül Cavaç’ ın esprilerini iyi bilirler. İçimdeki kaynağın kuruduğunu duysalar çok üzülürler eminim.
Permalink
July 4, 2008 at 6:37 am
· Filed under Uncategorized
evet arkadaşlarımdan değil ama Harry Potter’ dan geliyor. Nasıl bir tesadüftür ki böyle güzel, böyle mutlu hep benim doğumgünümde ya da mutlaka ertesi gün yeni bir Harry Potter filmi vizyona giriyor. Derken yine ne göreyim Harry Potter and the half- blood prince de bu sene 21 Kasım’ da vizyona giriyormuş. Helena ‘cım da bundan son filme kadar bizi bırakmayacağına göre değmeyin keyfime.


Permalink
July 3, 2008 at 10:22 pm
· Filed under Uncategorized
Günlerimin nasıl geçtiğini anlatmakta emre kadar iyi değilim, bol smileyli yazılarının ardından hepimiz için günlerin kısa bir özetini yapıyor. Dün yaptıklarımı kısaca günde 300 sayfayla Harry Potter’ ı bitirdiğim ve S&T’ nin anasayfasında yeni çevirip girdiğim haberlerde tüm Ukrayna’ yı Ukranya olarak yazarak toplu gülme katliamına sebep olduğum şeklinde özetleyebiliriz sanırım.
Ve bütün ofisin benimle dalga geçmesine karşın J.K Rowling ‘ e Harry Potter’ ı yazdığı için tekrar teşekkür ediyorum. Hayatımda en önemli şeylerden 2. si olmasını ve “beni her şeye rağmen mutlu edebilen şeylerden 2si: yemek ve harry potter” isimli listemdeki yerini korudğunu ve koruyacağını bildirmek istiyorum. Üzerimde yarattığı bütünlük etkisini hayal edemezsiniz. Ve malesef üzülerek “yemek”in bu listeden çıktığını bildirmek istiyorum. Bunu duyunca şaşırıp inanmayacağını bildiğim onlarca insan var ama bu doğru. Aylardır yediğm yemekler beni çok da tatmin etmiyor hatta sadece yaşamak için yiyiyorum.
Ve son bir hareketle ihtiyaç duyduğum kibirimi tekrar üstüme geçiriyorum, adı da nagini olsun. Nagini’ye merhaba deyin. Yanımdan uzaklaştıktan sonra tıpış tıpış dönenlerin, dönmeyenlerle ortak tek bir yanı olduğunu dile getirmeye gerek yok şüphesiz, zaten bu gerçeği biliyorlar. ama hatırlatmakta fayda var. Benim gibi birini asla bulamayacaksınız, hayatınız boyunca.
Nagini’yle yeniden doğuşumun şerefine, içelim.
Permalink
July 2, 2008 at 10:48 pm
· Filed under Uncategorized
Dede ve büyük dede


Amcam Uğur Cavaç Babam İbrahim Cavaç
Permalink
July 2, 2008 at 8:29 am
· Filed under Uncategorized
Dün öğlen dışarı çıkmak istemedim ve dışardan tost söyledim. Bir yandan kitabımı okurken yemeğimi yedim daha ne güzel devam ediyordum ki Erdal bey’in gelip “hadi çocuklar bilgisayarlar gelmiş, 6 tane çıkın toplayın” demesiyle şevkiyle yerimizden kalkmış teknik servis odasına doğru emrdivenleri çıkmaya başlamıştık.
Aldık boş kasayı koyduk yere, tüm parçaları da aldık. Kumdan kale yapar gibi ilgileniyorduk bir yandan muhabbet ederek. Derken Tamer Bey’ le dışarıda olan emre geldi, o da kuruldu yanımıza. Hem de ne kurulmak emre uzanıyor, ben yan oturuyorum, şevki ise bağdaş kurmuş 3 ümüz de kafamızı kasaya uzatmış oynuyoruz. Tamer bey geldi, güldü, gitti, bir daha geldi yine güldü. Bize evcilik oynayan çocuk benzetmesi yaptı. Biz de o sırada toplamayı bitirmiştik. Tam deneyeceğiz Erdal bey ile Alp bey geldi. Ne oldu olmadı mı diye. Deniyoruz dedik. Zaten hepimiz kafalarımızdan ya olmamışsa diye geçirirken monitörden de görüntü gelmeyince hep bir ağzdan sessizce “eyvah ” dedik. Hadiii Alp bey aldı eline kasayı söktü, baştan yaptı. Çalışmadı. Biraz sert davranmış olacak ki işlemcinin pinini yamulttu.
Sonra Özer abi geldi “Bilgisayar toplayamıyomuşunuz” diye sinirli sinirli. Yeni bir kasa topladık ııh çalışmıyor. “Çekilin bir tane kendim tek başıam yapayım çalışan bilgisayar görün” dedi. O da olmadı. “Derken bak sizi uyandırayım bu çocukların hiç suçu yok, kesin uyumsuzluk var demedi deme.” dedi güneş beye. Bir de baktık ki hakikaten öyleymiş. Anakartın Quard core işlemcileri desteklemediği ortaya çıktı.
Bizim bir tane de hımbıl var. Şevkiyle tartıştı sabahında “ben buraya bilgisayar toplamaya gelmedim” dedi. 4. sınıf ama benden , emreden ,şevkiden daha az şey biliyor. Sonra şevki de merak etti gayet ciddi ” ne yapmaya geldin peki?” diye. Bizim hımbıl da biraz bunu yanlış anladı oooh bir kızdı bir köpürdü niye alay ediyosun benimle diye. Sonra gezdirmeye geldim gibi bişey söyledi. Bu bilgisayarları topladığımız gün de Erdal beyle beraber yanımıza geldi, erdal bey yap demiş meğer. Orda özer abi uğraşıyor zaten sinirli. Bizim hımbıl da ne derse beğenirsiniz. Almış eline bi kasa bunu ben yapıcam karışmayın deyip sonra özer abiye gel yap şunu dedi. Özer abi zaten sinirli “bırak şimdii onuu” dedikten sonra. Bu sefer, bakıyor her şeye teker teker, “bana karışmayın” diyor sonra “gel şevko el at şuna” diyor. Şevki de gitmedi tabi Özer abi’ye yoğunlaşmıştı herkes. Sonra yemekte o bilgisayarları toplayamamızın sebebinin biz olmamasına sevinirken hesabına az para yattığını söyleyince. Şevki, emre, ben birbirimize bakakaldık.
Kontrol edince haklı olduğunu gördük ve bize daha önce söylenen asgari ücretin niye yatmadığını araştırmaya başladık. Bir de ne görelim Erdal bey “yanlışlıkla” asgari demiş. Meğer asgari ücretin 1/3′ üymüş. Kalakaldık öylece, hayallerimiz yıkıldı. 230 ytllik ticketlarımıza baktık durduk.
Bugün de o bilgisayarları götürdüğümüz bir yerde bir kadına kısayol öğretmek gibi bir hata yaptım. Kadın msnimi aldı. Vay halime.
Permalink
June 30, 2008 at 10:46 pm
· Filed under Uncategorized
Cem Kesemen Defalarca çizgili tişörtleri ve kazaklarından kurtulması için yalvardığım. Saç şeklini değştirmesi için uğraştığım. Kısacası onun imajını değiştirebilmek için binbir taklalar attığım iyiinsan sonunda değişmiş.

Buradan ben bana yeterince değer vermediği sonucuna varıyorum ve de cihana tabi. Çünkü döktüğüm onca dile rağmen bir nebze olsun değişmeyen bu insan, Çizgili kazaklarının kaynağı başka bir çizgili giyen insandan kurtulduğunda bir anda silkelendi ve kendine geldi. Yeni “cool” grubunu da bizden çok seviyormuş ki. Onların da desteğiyle imaj yenileyiverdi. İşte o bizim bildiğimiz eski cem gitti ve yerine karşımda bu halini görmeyi beklediğimiz insan geldi.
Şimdi size bir kaç çalışmamızdan örnek de vereyim. Geçen sene Cem’ in kahvaltı niyetine yediği cipslerini atmaya kalktım, beni attı. Atmaya çalıştığım tüm cipsleri ben yiyip ayı gibi oldum. Cihan‘ ın onu klasik dizi bunalımlarından çıkarıp yeni aşklara yelken açmaya yönelik çalışmaları bir işe yaramadığı gibi cihan’ ın uzun süren bir bunalıma sürüklenmesine sebep oldu. Başımızda bir de bunalımda Cihan çektik. Sonra bana kızgın olduğunu bile bile çıkar şu çizgilileri yeter artık at vs vs önerilerime o kazakları konserlerde bile giyerek karşılık verdi. Saçını değiştir dedim, çizgililerini değiştir dedim. “Ben!? bana yakışmaz, şöyle olmaz, böyle olmaz” dedi.
Şimdiyse görüyorsunuz. Bizden değerli bikaç kişiden kurtulup, bizden değerli bir kaç yeni arkadaş bulduğunda nasıl da değişiverdi. daha fazla sitem etmeyeceğim çünkü yeni halini sevdim. Baksanıza çenesinde sakalı bile var !?!?
PS: Geçenlerde cihan’ a “Cem’i değiştirmeye yönelik bir daha el atsak mı?” dediğimde cihan’ın “hayır! yapmaya çalıştığımız her şey ters tepip, bize geri dönüyor” demesiyle ikimiz de vazgeçtik.
Permalink
June 30, 2008 at 11:09 am
· Filed under Uncategorized
Bu sabah ilginç bir rüyayla uyandım. Üstümü örtmeyi unuttuğumu ve yattığımdan beri hiç şekil değiştirmeden uyuduğumu farkettim. Beni uyandıran garip rüya ise şöyleydi.
Rüyamda üstümü örten pike hızla çekiliyordu. Pikenin tutulduğu yerleri görebiliyordum ama çeken kimse yoktu ve ya görünmezdi. Babannemin sesini duydum. Öteki odadaydı ama odaya göz gezdirdiğimde ananemin evi olduğunu farkettim. Garip sesler geliyordu, ürkmüştüm. Görünmez bir şeyler vardı. Ve bir den bi çocuk belirdi sonra hemen kayboldu. Babanneme seslendim. Cin olduklarını söyledi. Bense babanneme ne cini ben inanmam ki yok öyle bir şey dedim. Sonra dua okumaya çalıştım ama hiç bir şeyi tamamen bilmediğim için ne başı tutuyordu ne sonu. Beceremiyordum. Sonra onların cin min değil hayalet olduğu kanısına vardım.
Rüzgar kesildi, piyano sesi gelmeye başladı salondan. Salona doğru ilerledim. Ananemin boğaz manzaralı camının önüne her nasılsa piyanom gelmişti. Ufak bir kız piyano çalıyordu.Sonra ondan daha büyük bir oğlan belirdi. Bir kargaşa (pek hatırlamıyorum burasını)
Ardından kendimi kendi evimizde, sitede havuzun kenarında insanların arasından geçerek eve gitmeye çalışırken buldum. Babama sesleniyordum. Havuz, tam olarak yerinde değildi su oldukça yüksekti ve havuzdan çok suyun doldurulduğu bir yerdi. Koşmaya çalışıyordum fakat kalabalıktı. Ve yağmur yağmak üzereydi çok fena bir yağmur. Belki fırtına. Eve doğru koşarken yürüyerek geçemeyeceğim bir köşeye geldim orada suya atlamam gerekiyordu birden yağmur bastırdı her su damlası bir kova su gibiydi. Kendimi suyun içinde buldum eve doğru yüzüyordum. Sudan çıkarken uyandım.
Nedense korktuğum ya da beni fazlasıyla rahatsız eden rüyalarda hep fazla fazla su bulunuyor ve ben mutlaka bu suda oluyorum.
Permalink
June 30, 2008 at 12:26 am
· Filed under Uncategorized
Dünya’ nın en sakin insanından, herkesin nefret ettiği sakinliğimden çıkıp dünya’ nın en agresif ve zararlı insanına dönüşme yolunda ilerliyorum. İstemeyerek.
Ve siz bana yardım etmezseniz ya patlıycam, kolumdan kopan etparçaları kafanıza düşücek, ya kendi kendimi sinirlendirdiğim bir zamanda birinizi kesicem. Ya da sonsuza dek buralardan gidicem.
Beni ciddiye almadığınız her saat, korkunç sonuma doğru bir adım attırıyor.

Permalink
June 28, 2008 at 1:08 am
· Filed under Uncategorized

Yiğit geçen gün suşi yemiş, iğrenmiş. İğrenç miğrenç ben de denemek istiyorum. Bilmediğim, denemediğim tüm yemekleri denemek istiyorum.
Onun dışında dün sabah 4.30 da kalktım. Duş alıp, okula gittim. Hoca bana ilkini almadan ikincisini alma bence dedi. Ders sonunda hocayla konuştuk, hak verip öteki dersi aldım. Ordan doğruu servisle levente geldim. Eczacıbaşı Bilişimle görüşmem vardı. Özlem hanım küçük bir sınav demişti ama hakikaten sınav olacağını düşünmemiştim hiç. Sınavımı oldum çıktım. Eczacıbaşı’ nın binası Kanyonun hemen yanında hatta orda staja başladığımda kanyondaki Spor kulübü’nde part- time çalışsam mı diye geçiriyorum aklımdan.
Permalink
June 25, 2008 at 12:45 pm
· Filed under Uncategorized
Sessizce örttü üstümü karanlık. Gözlerimi bağladı, ağzımı kapadı. Kendiyle konuşan bir şarkı koydu listeye. Usulca kulağıma yerleştirdi; küçük pembe kulaklıklarımı… Parmaklarının ucunda çıkarken odadan, sezdirmeden küçük pembe civcivimi de aldı. Benimle konuşacak kimse kalmasın diye.
Civcivim’ in çantasında en sevdiği kitabı da vardı. Karışmış saçlarıma takılan, kırmızı narin çiçeğini alamadan uzaklaştırıldı oradan.
yalnız, kendi kendini tekrarlayan bir şarkıyla, rüyalarında yuvarlanıyor çimlerde. Görmeden, duymadan, konuşmadan. Kahkahadan mahrum, gülmekten gözlerinden yaşlar geliyor.
êtes-vous là ?
quel est erroné ?
je le manque.
Permalink